aramak istediğiniz resim veya kelimeyi yazınız...

Mahmut Koyaş

Mahmut Koyaş

Mahmut Koyaş
Türkiye
Atina

Sergi Hikayesi: Damianos’un Yeri’nde adını sonradan öğrendiğim Hlias amca ara ara keyiflenip eşlik ediyor Kazantzidis’in şarkısına. Agiou Dimitriou’da bir hanın daracık girişindeyiz. İki duvara yaslı küçük masalardan birine sessizce yerleştim. Masalar arasında hep tek sandalye var, sırtları duvara dayalı. Damianos, karısı ve mekandaki herkes biraz hüzünlü, biraz keyifle eşlik ediyorlar radyodan duyulan şarkılara. Hlias amca bana eğilip Stelios Kazantzidis’i anlatıyor. Karşımdaki duvarda birçok fotoğrafı var. Söylediği şarkıların bazısı “Smyrneika”ymış. 1922’den önce yazılmış, Anadolu’daki, İzmir’deki günleri anlatan şarkılar. Kazantzidis’in annesi Alanya, babası ise Ordu’dan zorunlu göç ile gelen Rumlardan.

Anadolu’dan mübadele ile göçenler, dilleri, dinleri aynı olsa da ayrışıyor Yunanlardan. Ne Rum kalabiliyorlar ne Yunan olabiliyorlar. Kendi ülkelerinde göçmen konumuna geliyorlar, “Küçük Asya Göçmenleri” diyorlar kendilerine. Yoksa ortak din ve dil olması yeterli değil mi bir ülkeyi vatanın yapmaya? Bu arada kalmışlık hissi en zoru olsa gerek. İyi tarafından bakarsak zenginleştiren olarak görebiliriz belki de. Geldiği ilk günden bugüne aidiyet sıkıntısı çeken Rumlar yeni yerleştikleri sokaklarına Anadolu’dan isimler veriyorlar. “Nea Smyrni”, “Nea Erythraia”. Bu şehri yepyeni bir dünya gibi gördüklerinden olsa gerek mahallelerden birinin ismini “Neos Cosmos” koyuyorlar. Anadolu, Rum ve Yunan kültürlerinin bir karması çıkıyor ortaya bu “yeni” Anadolu mahallelerinde.

Damianos’un yeri Psiri’de, Omonia ile Monastraki arasında kalan mahalle. Monastraki bu şehrin en kozmopolit meydanlarından biri. Turistik caddeler, eski evler, Akropolis’e çıkan yokuş bir yanda. Sokakta gitar çalan gençler, turistlere bileklik satmaya çalışan siyahiler, meyve tezgahları ve turistler diğer yanda. Anlıyorum ki bu şehrin tarihi önemi sadece binalarında, sokaklarında ya da arkeolojik kalıntılarda değil. Düşünce biçiminde, felsefecilerinde, bilim insanlarında, yazarlarında. Anlatılan efsanelerde bile tanrıçasını halk kendi seçiyor, hal böyle olunca demokrasinin buradan doğduğunu öğrendiğimde şaşırmıyorum. Tam iki bin beş yüz yıl önce, bugün “Atina demokrasisi” diye bildiğimiz, bilinen ilk ve en önemli demokrasi çeşidi burada ortaya çıkmış. Bugün isimlerine en çok aşina olduğumuz bazı filozoflar okullarını burada açmış, fizikçiler teorilerini burada geliştirmiş.

Atina üç bin yıldır yerleşimin aralıksız devam ettiği ender şehirlerden bir tanesi. Neolitik çağdan bu yana ışığı hiç sönmemiş. İsim annesi bilgelik tanrıçası Athena. Keyifli bir hikayesi var sıklıkla anlatılan. Zamanında denizlerin tanrısı Poseidon ile Athena arasındaki çekişmeyi bitirmek için bir yarışma düzenlenir. Halk jürilik eder. Poseidon asasını yere vurur, bir tuz gölü yaratır. Athena ise bir zeytin ağacı yeşertir topraktan. Halkın zeytini tercih etmesiyle şehrin tanrıçası Athena olur. Şimdi Monastraki Meydanı’ndan Athena’ya adanmış meşhur Partenon’u izliyorum. Akropolis tüm heybetiyle karşımda. Binlerce yıl önce olduğu gibi bugün hala şehri etrafında topluyor. “Akro” ve “polis” kelimeleri “yüksekte olan şehir” demek. Tüm kente hakim bir tepede yer alan Akropolis bu yüzden tarih boyunca ya tanrıların evi kabul edilmiş ya da şehri savunan kale. Bugün UNESCO Dünya Mirası listesinde olmasıyla koruma altında.

Ve Eksarhia, Atina’daki mahallem. Daha ilk gece hissetmiştim. Hostelin kapısından girerken biliyordum doğru yerde olduğumu. Binaların yüzlerindeki dev çizimler, cıvıl cıvıl insanlar, 1960’lı yılların dükkan önleri kemerli apartmanlarını görünce çocukluğumun semti Yeldeğirmeni’nde hissetmiştim kendimi. Sonradan sokaklarını dolaştıkça, yaşanmışlıkları öğrendikçe daha çok sevdim. Askeri cuntaya karşı belki de ilk gençlik başkaldırısı, meşhur Politeknik Ayaklanması burada yaşanmıştı.  Onlarca yıldır gençler eğitim hakları için, yaşam hakları için burada mücadele etmişlerdi. Anarşistlerin, farklı siyasi görüşteki gençlerin, marjinallerin özgürce yaşadıkları, fikirlerini dile getirdikleri mahalleydi burası. Ve ne yazık ki şehirde polis şiddetinin en çok görüldüğü yer. 2008 yılında Alexis’in polis kurşunuyla öldürüldüğü sokak buradaydı. Şimdi Alexis ve Berkin binlerce rengarenk grafiti arasından gülümsüyor bize. Herşeye rağmen bu mahalle umut veriyor insana. Gezi parkında dolaşmak gibi, Yeldeğirmeni’nde dostlarla sohbet etmek gibi umut veriyor.

Yazar: Derya Engin

Özgeçmiş: 1988’de Adana doğdu. 2006 yılında Fotoğrafya Amatör Sanatçılar Derneği bünyesinde aldığı üç aylık eğitimle fotoğraf çekmeye başladı. 2008’de T.C. Okan Üniversitesi Fotoğraf Bölümü’nü %100 burslu olarak kazandı. 2008’de Marmara Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi kuruluşunun 50.yılı nedeniyle düzenlenen fotoğraf yarışmasında 3.lük ödülü aldı. 2009’da T.C. Okan Üniversitesi’nde ‘Çeşitlemeler’ isimli kişisel sergi açtı. 2010’da ‘T.C. Okan Üniversitesi Anadolu Buluşmaları‘ etkinliği kapsamında Türkiye’nin çeşitli şehirlerinde ‘Çeşitlemeler’ isimli sergisi açıldı. 2011’de Moon and Stars Project ve The American Turkish Society tarafından yönetilen ‘Young Photographers Award Results’ yarışmasında mansiyon ödülü aldı. 2011’de Marmara Üniversitesi Fotoğraf Bölümü’nü kazandı. 2012’de ‘Beyoğlu Galeri Bu’da ‘Hamurkâr’ isimli kişisel sergisi açtı. 2016’da Bursa Uluslararası Fotoğraf Festivali’ne ‘Ovakent’ isimli kişisel sergiyle katıldı. 2015 yılından bu yana Magma Dergisi’nde Sarıkeçililer, Zeybek ve Zeybekiko, Atina, Adana gibi konuları yayınlanmakta.